Efes Antik Kenti Hakkında bilmeniz gereken herşey

Efes Antik Kenti Tarihi ve Hikayesi

Hemen söyleyelim; Efes Antik Kenti nerededir diye soruyorsanız İzmir’in Sekçuk ilçesine bağlı. Yerli olsun yabancı olsun bütün turistlerin akın ettiği burası dolu dolu bir tarihi de saklı tutuyor. Sadece gidip görmekle değil, okuyup bilmekle de anlaşılacak büyük bir kültürel hazinenin beşiği burası. Amazonlar’dan tutun da Yunanlılar’a kadar uzunca bir tarihin yattığı bu kentin hikayesini bilmeden yollara düşmenizi istemedik ve yazdık. Buyurunuz efendim.

M.Ö. 3000 Yıllları

Biz, M.Ö. 3000 diyoruz ama aslında çok daha eskiye dayanıyor. Zira Cilalı Taş Devri’ne kadar uzanan tarihinin içinde birçok farklı medeniyetin de izlerini görebilmek mümkün oluyor. Aslında pek çok kuruluş hikayesi, pek çok efsane barındırıyor Efes. Kentin, Amazonlar tarafından kurulduğu da bu rivayetlerin arasında yer alıyor. İlkel kadın savaşçıların kurmuş olduğu düşüncesini ise şehrin ilk sakinlerinin Karyalılar ve Lelegler olduğu takip ediyor. Ancak, Antik Çağ yazarları tarafından rivayet edilen hikayesinde bir kehanet yatıyor.

Androklos’un Efes Antik Kenti Keşfetmesi

Keşif, insanlığın merakı kadar eski. Keşif merakında olanlardan biri de Atina kralı Kodros’un oğlu Androklos. Genç adam yaşadığı dönemlerde cesareti ve merakıyla anılan bir prens. Aynı zamanda Anadolu’nun sahillerine ve adalarına olan hayranlığı da onu bir hayalin peşine takmış; denizlere açılmak ve ayak basmadığı yeni toprakları keşfetmek.

Androklos, vakti geldiğinde bu hayalini gerçekleştiriyor ve denize açılıyor. Bir tayfa topluyor ve yola çıkıyor. Bir sürü koy, bir sürü ada dolaşıyor ve tutkusunun peşinden gitmek onu Efes’e kadar getiriyor. Tepecikler, kıvrılarak akan Küçük İskender ile sulanan düz vadiler ve adacıklardan oluşan bu koy Androklos’u güzelliği ile büyülüyor. Androklos, henüz adı konmamış olan Efes Antik Kenti topraklarında bir yurt kurmaya karar veriyor.

Antik Yunan çok tanrılı bir dine sahipti. Olimpos tanrılarını memnun etmeye çalışmak ve onların gazabından korunmak önemliydi. Bu yüzden de özellikle devlet meselelerinde kahinlere danışılırdı. Androklos da böyle yapıyor ve kahinlerden öğreniyor ki kurmak istediği yurt için ona balıklar ve domuzlar yol gösterecek. Kahinlerin ne demek istediğini tam olarak anlayamasa da bir süre bekliyor. Sonunda bir gün avladıkları balıkları yemeye başlıyorlar ancak bir domuz gelip balıklardan birini kapıp kaçıyor. Androklos da domuzun peşinden gidiyor. Onu yakaladığı yerde de öldürüyor. O anda kahinlerin dilini yorumluyor ve domuzun öldüğü yere kendi yurdunu kurmaya karar veriyor.

Efes Antik Kenti Tarihi

Efsaneler ve öyküler keyifli ancak bir de bilimsel yanı var tabii. Efes Antik Kenti arkeolojik çalışmalar sayesinde birçok şey söylüyor. Bu topraklar her zaman savaşlara, farklı medeniyetlerin istilasına da açık kalmış. Bu yüzden yalnızca bir balık ve domuzun peşinden giden, cesur ve meraklı bir prensin hikayesiyle yazıyı sonlandıramayız.

M.Ö. 2000 yıllarının sonuna kadar yerlilerin izini bölgede görmek mümkün. Bunun yanı sıra, Hitit İmparatorluğu’nun meskeni olmasına dayanan güçlü bulgular da mevcut. Ne zaman ki M.S. 100 yılına geliyoruz, o zaman bölgede yoğun olarak Yunan halkının varlığından bahsedebiliyoruz. Bu bulgular da koloni halinde gelenlerin İyonya olarak adlandırılan bölgeye yerleşmiş olabilecekleri düşüncesini doğuruyor.

Lidyalılar’ın zamanında Efes Antik Kenti tarihçesi ile ilgili bildiklerimiz kentin en varlıklı dönemini yaşadığını söylüyor. Ancak, çok geçmiyor ki Pers istilası gerçekleşiyor. Lidyalılar yeniliyor ve Pers İmparatorluğu Ege’ye yayılmaya başlıyor. Diğer bütün İyonya kentileri yakılıp yıkılıyor ama Efes Antik Kenti yöneticileri ve halkı stratejik davranarak onlardan ayrılıyorlar. Bu yüzden Persler de bu kente dokunmayıp sadece onları vergiye bağlıyorlar.

Kent huzur yaşantısına devam ederken bilimsel, kültürel ve sanatsal açıdan da zenginleşiyor. Herakleitos, Zenodotos, Soranos ve Rufus gibi Antik Çağlar’ın önemli isimleri bu topraklarda yetişiyor. Sonunda kent, geldiği nokta ile dönemin zirvesi olarak görülen Milet şehri ile yarışacak düzeye geliyor. Ancak, huzurlu zamanlar çok uzun sürmüyor.

Bereketli Limanların Bataklığa Dönüşmesi

Efes Antik Kenti hakkında bilgi vermeye başladığımızda demiştik; Küçük İskender kıvrıla kıvrıla akıyor diye… İşte, zaman içinde akmakla kalmadı dağdan taştan kopardığını da getirip limana yığdı. Çok fazla kirlenen ve çamur, balçık içinde kalan liman bir süre sonra ticarete elverişsiz hale geldi. Efes halkının ise limanı temizletecek kadar paraları yoktu. Ancak, General Lsymakhos’un vardır.

Büyük İskender’in ölümü ile zengin olan bu akıllı general ise kent limanını temizlemektense yeni bir kent inşa etmenin daha mantıklı ve ekonomik olacağını düşünüyor. Artemis Tapınağı’ndan 2 km kadar uzak olan bu yeni kent ise Efesliler önce taşınmak istemiyorlar. Ancak, başka bir çare kalmadığında da bunu yapıyorlar. 1000 yıl ayakta kalan kenti ise ilk istila edenler M.Ö. 190 yıllarında Romalılar oluyor. Daha kötü ve kaba olan Romalı yetkililer Efesliler’i ağır vergilere bağlıyorlar. Bu durumdan onları başka bir istila kurtarıyor; güçlenmekte olan Pontus Kralı Mithridas sayesinde ağır vergiler ve baskılar son buluyor.

M.Ö. 87 yılında bu kez de halk ayaklanır. Pontus egemenliği son bulur ve Efes Antik Kenti hikayesinde başrole yine Romalılar geçer. İstilalar son buldu derken M.Ö. 17 yılında bu kez de şehri yerle bir eden deprem gerçekleşir. Şehrin yeniden inşa edilmesi ise Roma İmparatoru Tiberius zamanında olur. Bu kez Romalılar’dan hak ettiği değeri de görür. Helenistik mimarinin yerini Roma çizgileri alır. M.S. 1. ve 2. yüzyıllarda kent altın çağlarını yaşar.

Bizans İmparatorluğu, Türkler ve Son

Artık başka bir egemenlikten bahsetmeyeceğiz. Önce Bizans İmparatoru Justinyen tarafından şehrin yeri tekrar değiştiriliyor. İlk kurulduğu Ayasulağ Tepesi’ne geri taşınıyor. 1130 yılında ise sahneye Türkler çıkıyor. Ayasuluğ, Aydınoğlulları’nın merkezi yerleşim yeri oluyor ve zaman içinde de giderek küçülüyor.

Efes Antik Kenti araştırmalarınız size tarihi hakkında çok daha detaylı bilgi verecektir. Ancak bizim tavsiyemiz gidip görmeniz gerektiği yönünde. Çünkü ne Artemis Tapınağı’nı ne Celsus Kütüphanesi’ni onca istilanın, savaşın, doğal felaketlerin içinden geçip bugüne gelmeyi başarmış kalıntılar olarak görmek kenti bir kere de sizin keşfetmeniz anlamına gelecek.

Gidin, görün, keşfedin! 😉

İlginizi Çekebilir :  Göbeklitepe Tarihi Hakkında İlginç Bilgiler

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir