sahilöoy kamp macerası

İki “İlk” Bir Kamp: Sahilköy Camping

Özet vereyim hemen; ikimiz de ilk kez kamp yapmak için yola çıktık; henüz 7 gündür tanışıyorduk.

Son bir senedir ne kadar fazla çalıştığımın, ne kadar az sosyalleştiğimin farkına vardım. Açıkçası, sürekli çalışıp para kazanmak dışında yaşama vakit ayıramayan insanlardan olmaktan hep korktuğum halde o noktaya doğru sürüklenmeye başladığımı hissettim. Ergenlikten beri aykırı seçimler yaptım; sözüm ona “idealist”mişim. Bence öyle değil, ben sadece oyuncu olmayı seçtim ama para kazanamadım. Tiyatroyu bırakmadım. Para kazanmak için de başka bir iş buldum; tıpkı “yaşamak” için de başka bir yol bulduğum gibi… Kamp yapmak, benim için, yaşamın içine doğru yeniden yolculuğa çıkmanın ilk adımıydı.

Bir Tanışma Hikayesi

S: Şehirden kaçış planlarım var.

E: Ne gibi planlar?

S: Kamp yapmak gibi…

E: Valla mı? Beni de alsana…

S: Olur.

Gerçekten özeti bu kadar. İnsanların yeni insanlarla tanışmak için eşleştiği bir uygulamada biz birbirimize denk geldik ve kamp malzemelerini toplarken bulduk kendimizi. Benim ilk tecrübem olacaktı. İşin güzel yanı, onun da ilk tecrübesi olacaktı. Yani, birbirimizi daha yeni tanıyorduk ve ikimiz için de yeni olacak olan bir maceraya beraber atılıyorduk.

Binlerce soru yığılıyor insanın aklına tabii. Kim? Nasıl biri? Eğlenir miyiz? Uyumlu mudur? Ancak, ne o ne de ben hiçbirini sormadık. Bazen bir seçim yapmak gerekiyor. Bir şeyi seçtiğinizde seçmediklerinize dönüp bakmanın da bir anlamı olmuyor. Ve zaten, çoğu zaman tedbirsiz biri olmuşumdur. Hayatımdaki en güzel anıları da bu sayede biriktirdim.

Yolculuk Başlasın

Kamp yapma fikrini bana ağabeyim ve en yakın arkadaşım aşılamıştır. Festivaller, doğanın kucağında geçirilmiş unutulmaz anların hikayeleri, çıkıp gitmenin ve konfordan vazgeçmenin sağladığı özgürlük… Bu sıralarda ben deli gibi çalışmaya odaklıydım. Ancak, bir tarafım geri kaldığımı, kendime çoktan bir gezi rehberi yapmış olmam gerektiğini, keşfetmenin benim ruhumda olduğunu söylüyordu. Bir anda ipler koptu. Karar verdim. O da benimle gelmeye karar verdi ve yola çıktık.

Önce, en yakın arkadaşımın tavsiyesi üzerine iyi bir kamp çantası aldım. Daha kargodan teslim aldığım anda içimdeki heyecan iki katına çıktı. Tabii acemilik de diz boyu; ip yok, fener yok, olması gereken temel kamp malzemelerinin birçoğu yok. Ama istek stratosfere vurmuş; durdurulamaz durumdayım.

Onun normal bir sırt çantası vardı. Eşyaları bir şekilde paylaştık. Ağır olanı taşıyacak kadar nazik bir adam olduğunu hemen söyleyeyim. =) Yolumuz epey uzundu. Şehrin bir ucundan taa Şile’ye gidecektik. Üstelik toplu taşımayla…

Rotayı çizmek kolay oldu. Sahilköy kamp yapmak için seçtiğimiz yerdi. Sahil Kamp İstanbul ise gideceğimiz tesis… İnternet sitelerinde gerek özel araçla gerek toplu taşımayla nasıl ulaşabileceğinizin bilgisi var.

Bizim gibi toplu taşıma kullanacaksanız Üsküdar’da, Marmaray durağının önünden kalkan Şile otobüslerine binebiliyorsunuz. Sefer saatlerine bakıldığında bazılarının yanında “S” harfi görülüyor. İşte, o otobüsler sahil yolundan gidiyor ve Sahil Kamp İstanbul’a onlarla ulaşılıyor. Biz saat 14:30 arabasına binecektik. Üsküdar’a vardığımızda ise saat 13:30’du. Tam o sırada kalkan bir Şile otobüsü gördük. O an panik yapıp yanlış otobüse bindik. Ancak şoför bizi Ümraniye’ye kadar götürdü. Orada tekrar Sahilköy’den geçen hattı kullanacak olan otobüsü bekledik. Bu yüzden, buna dikkat etmenizi öneririm.

“Bu, Hayatın Sana ‘Sen gitmek iste, yol bulunur’ Deme Şekli”

En yakın arkadaşıma anlattığımda böyle demişti. Ne için? Şunun için;

Ümraniye’ye vardığımızda bir saat kadar daha binmemiz gereken otobüsü bekleyecektik. Bir dükkanın önüne oturduk biletimizi aldıktan sonra. O sırada ben yolda bir şey gördüm;

– Bilet mi, para mı o?

– Piyango bileti galiba ya…

Yavaş yavaş kalktı ve gidip aldı. Bulduğumuz şey 200 lira idi. Şok olduk, bekledik, bakındık ama kimse dönmedi. Parayı aldık.

Aslında mevzu para değildi. Kamp yapmak için gerekenler listesini çıkardığımda bize gerekli olan bütçeyi de çıkarmıştık ve vardı paramız. Ama bu ekstra gerçekten de cesaret verdi. Mütevazı planlarımızı biraz daha lükse çektik belki… =)

Biz bunun heyecanıyla mutlu olurken Sahilköy’e gidecek olan Şile otobüsü geldi.

İlginizi Çekebilir :  İstanbul Turist Kalabalığından Kaçmak için 6 İpucu

Şehir Arkanda Kalacak ve Yol Seni Götürecek

Sessiz bir yolculuktu. Çok konforlu değildi belki ama kısaydı. Yaklaşık 1 saat boyunca gittik. Şile’ye yaklaştıkça yoldaki yeşiller arttı. Güneş daha güzel parlamaya başladı. Gökyüzünde gözle görünmeyen o kirli hava silindi; şehirin kaosundan arınmış doğayla etrafımız sarıldı. Ne huzurlu bir kuşatma ama!..

Neredeyse hiç konuşmadık yolda. Ben ağaçların arasından bir görünüp bir kaybolan, batmaya yüz tutmuş güneşi seyre daldım. O da kendiyle baş başa kaldı. Yol boyunca bir sürü köyden geçtik. Yavaş yavaş tarlalar, tek katlı evler, yalın bir arazide tek başına kalmış ağaçlar, inekler görünmeye başladı. Her şey ana renklere boyandı ve ben nefes almaya başladığımı hissediyordum bile.

Otobüs bir yol ayrımında durdu. Bizimle birlikte inen herkesin çadırları da vardı. Gideceğimiz yolun başında Sahilköy kamp alanının tabelaları bulunuyordu zaten; istikamet herkes için belliydi. Belki 7-8 dakika bile sürmeyen yürüyüş mesafesinin ardından sıcacık bir ortamın kapısına vardık.

Keyifli ve Sıcak Bir Karşılama

İnternette “Sahil Kamp İstanbul” olarak arattığınızda gözünüze bir sürü kötü yorum takılacak. Benim de bu yorumlar yüzünden başından beri kuşkum vardı. Ama yazının başında da dediğim gibi; bir seçim yapmak gerekiyor. Biz yapmıştık zaten. Ve inanın bana, hiç yanılmadık.

Sahilköy kamp fiyatları bütçenizi hiç sarsmayacak. Çadırınızı götürdüğünüzde kişi başı 30 TL karşılığında bir gece kalabiliyorsunuz. Biz öyle yaptık. Ancak dilerseniz alanda bulunan çadırları da kiralayabilir ya da daha rahat etmek isterseniz koza evlerde, bungalovlarda da kalabilirsiniz. “Ben karavanımla giderim” derseniz o imkan da mevcut, buyurun gidin. =)

Kamp alanında duşlar, tuvaletler, ortak buzdolapları, kaplarınızı, tabaklarınızı yıkayabileceğiniz mutfak tezgahları, alandaki büfede de bol bol priz var. İnternet bulunmuyor. Ama kapsama alanı konusunda ben sıkıntı yaşamadım. Freelance bir işim olduğu için, hani şu para kazanmak için yaptığım, işimi de gayet rahat yapabildim.

Eğer çok uzun süre kalmayacaksanız ortalama 70-80 lira fazladan bir bütçe ile bir günlük yemek, çay – çorba paranız rahatlıkla çıkar. Üstelik doyarsınız da… Büfede bulunanların fiyatları ortalama bir kafede bulunanlardan farklı değil.

Sahil Kamp İstanbul’da kamp alanları iki tane aslında; biri ormanlık alanın içinde, diğeri ise kumsala yakın. Biz az insan istedik ve kumsalı seçtik. Ancak bilmelisiniz ki kumsala yakın olana çadır kuracaksanız bütün gün güneş altında kalmayı göze alacaksınız. Bizim çadırımız ısı ve ışık geçirmediği için sabahları hamam gibi olmadı. Akşamları da sahil kenarı olduğu için püfür püfür esiyor. Hatta püfür püfürden biraz fazla bile esebiliyor. Kamp alanlarında aydınlatma da bulunuyor. Bizim gibi feneriniz yoksa bile zifiri karanlıkta kalmıyorsunuz. =)

Kamp alanında alkol satışı yok. Ancak sipariş verdiğinizde getiren bir büfenin telefonu var. Biz ilk gece sipariş vermek için ulaşamadık. Ertesi gün öğrendik ki büfe sahiplerinin telefonları kırılmış. Bu yüzden kamp alanına 20 dakika kadar yürüme mesafesinde olan bir köfteciye gidip alkolümüzü oradan aldık.

Sükunet, Huzur ve Mutluluk

Ortamı ikimiz de ilk andan çok sevdik. Ben dalgasına aldırmadan denize girdim. Karadeniz’i sakin yakalamak pek de mümkün değil zaten. Su çok güzeldi. Yalnız yosunlarla, dipte duran kayalarla ve ince çakıl dolu sahille aranız iyi değilse belki siz alandaki havuzu tercih edersiniz. Benim için zerre kadar fark etmediğinden az tuzlu suya bıraktım kendimi.

İlk gün günbatımını sonlarına doğru yakaladık. Kumsal tarafındaki patikada biraz yürüyüş yapmaktı niyetim aslında. Ancak günbatımını fark ettiğim anda geri dönüp ona da haber verdim. Bunu görmesi gerektiğini söyleyip peşimden getirdim. Güneşin yusyuvarlak ve pempe bir kütle olarak ufuk çizgisi üzerindeki batışı hala aklımda… Bir de o günbatımında, çekme karavanının önünde “Hallelujah” şarkısı çalarken elinde bir kadeh şarapla salınarak dans eden o kadın aklımda… O kadar huzurlu görünüyordu ki 30 yaşında olmama rağmen “Büyüyünce böyle olacağım” gibi bir cümle geçti aklımdan. =)

İlk geceyi kumsalda geçirdik. Sadece dalga sesleri ve rüzgar… Son zamanlarda bu derece sakin ve güzel bir gece geçirmemiştim. Uzun süre orada oturup sohbet ettik. Bir yığın dikkat dağıtandan uzakta, birini dinlemenin keyfi bile bambaşka. Sadece yanınızdaki insana odaklanmak ve hiçbir anı kaçırmamak müthiş keyifli… Dahası, gereksiz her şeyden sıyrıldığınızda, konfor ve güven alanınızı terk ettiğinizde aslında hep ait olduğunuz bir ortamda, doğada, kendinizi yeniden keşfediyorsunuz.

İkinci gün uyandığım anda daha doymamış olduğumu çok net hissediyordum. Şu anda bile “Kalk, gidelim” dense beklemem. Kaldı ki tekrar gideceğiz de… Kamelyalarda keyifli bir kahvaltı yaptık. Ancak öğrendik ki kamelyalar ücretliymiş ve günlük olarak kiralanıyormuş. Bunu öğrendiğimizde kalkmak üzere olduğumuz için keyfimiz bölünmedi. Zaten işletmede çalışanlar da çok nazik bir şekilde rica ederek uyardılar.

Son gecenin en güzel tarafı kayalıklardı. Günbatımını izleyelim derdiyle biraz daha ilerleyince kayalıkları gördük. Mükemmel bir manzaraydı. Sahilköy’e gittiğinizde o kayalıklarda oturun ve günbatımından gece yıldızlar parlayana kadar bir şeyler yudumlayın. Belki daha da ileride bulunan küçük koydaki koza evlerden birini bile kiralamak isteyebilirsiniz. Kayalıklardan döndüğümüzde işletme sahibiyle biraz sohbet etme fırsatımız oldu. Bize alanı iyice gezebileceğimiz bir rota söylediler ancak vaktimiz kalmadığı için yürüyüşü yapamadık.

Ben gecenin ilerleyen saatlerini göremedim. Çadıra girdiğim gibi neredeyse uyuyup kalmışım. Ama o yeni birileriyle tanıştı. Sohbet ettiğini duyarken uykuya daldım. Biraz daha vakit olsaydı birbirimizi tanıdığımız gibi başka insanları da tanımaya fırsatımız olabilirdi. O yüzden, gittiğiniz yerlerde sohbet etmeye hep açık olun. Her şey keşfe açık yeniliklerle dolu oluyormuş, bunu çok net anladım.

Bu Tam Bir Keşif Hikayesiydi…

Sahilköy, Sahil Kamp İstanbul, kamp yapmanın heyecanı, O ve ben… İki küçücük günde daha ne kadar şey keşfedebilirdim ki? Ben sadece bir şekilde kendime meydan okudum. Oturduğum yerden kalkıp gitmenin vakti geçiyordu. Biraz daha ertelemek pişmanlık olacaktı. Ben de harekete geçtim. Pek az şeyden korkarım ama ömrümü harcıyor olmaktan çok korktum. Bu korku iyi geldi.

Bu korku sayesinde yaşama yüzümü tutku dolu bir şekilde döndüğüm anda önce o bana katıldı. Ben yepyeni ve harika bir insanı keşfettim. Romantizmin dorukları, bir yıldız patlaması tadında aşk hikayesi değil. Benim için ondan daha güzel bir şey yaşadık; harika iki yol arkadaşı olduk. Aynı şeyi ilk defa deneyimleyecek iki insan olarak birbirimizle iş birliği yaptık, birbirimize güven duymayı ve iyi niyetlerin, güzelliklerin de var olduğunu kabul ettik. Aşk kadar güzel ama aşktan daha büyük bir şeyi birbirimizle keşfettik. Sevginin böylesi bir boyutunu bana keşfettiren bu macera, çıkıp gitme arzusu ve onu tanıdığım için minnettarım.

Şimdi ne olacak? Ay sonunda, muhtemelen yine ikimiz, kamp yapmak için yola çıkacağız. Kamp ekipmanlarımızı daha da genişleteceğiz. Nerelere gidilir, nerelerde kalınır iyice öğreneceğiz.

Sonrası? Yola çıkmak. Sadece karar vermek ve harekete geçmek. Bunu yapmasaydım hayatımın en güzel tecrübesini, hayatımda tandığım en harika insanlardan biri olan adamla olabilecek en iyi şekilde yaşamayacaktım.

Şimdi bu yazıyı okuyup da aklında kalkıp gitmek olanlara son bir söz;

LÜTFEN, HAYATA GÜVEN VE ÇIK O KAPIDAN! Belki bir yerlerde kesişiriz… 😉

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir