Ürdün Petra Antik kenti hakkında bilgiler

Petra Antik Kenti Tarihi Hakkında Bilgiler

Güneşin doğumundan batımına kadar gül renklerini sunan Petra Antik Kenti hakkında merak ettikleriniz varsa buyursunlar! Dünya o kadar uzun bir zamandır dönüyor ki içindeki yaşama dair her şeyin kalıcı olması mümkün değil. Dahası bu dünyada iz bırakmış nice tür, millet, coğrafya bile hala bir yerlerde ardında bırakmış olduğu izlerle keşfedilmeyi bekliyor olabilir. Petra Antik Kenti de bunlardan biriydi. Muazzam mimarisi ve eşsiz güzelliği ile keşfedilene kadar olduğu yerde bekleyip durmuş. Peki, keşfinden sonrası? Bildiklerimizi de sizinle de paylaştık.

Zengin Bir Kavim Nebatiler

Şehrin sahibi onlardı. Nebatiler, Güney Ürdün’lü, Kenan’lı ve Kuzey Arabistan’lı bir kavimdi. Temelde yaşamları göçebelik üzerine kuruluydu. Ancak ticarette sağladıkları gelişme onları zengin bir kavim yapmaya yetti.

Yaşadıkları zamanlarda onların denetiminde olan ticaret yolları sayesinde bilinirlikleri vardı. Daha sonrasında tütsü ve baharat konusundaki ünleri ticari kazançlarını perçinledi. Romalılar, Yunanlılar ve Perslerle ticaret yapıyorlardı. Çin’den ve Hindistan’dan getirilen tütsü, baharat, yağ ve parfümleri dünyanın dört bir yanına bu işin merkezi olan Ürdün Petra Antik Kenti’nden ihraç ediyorlardı.

Bir Keşifle Uyanan Şehir

Nebatiler tarafından kurulan Petra Antik Kenti nerede diye merakl edenlere hemen cevabını verelim; Ürdün’de, Lut Gölü ile Akabe Körfezi’nin arasında bulunuyor. M.Ö. 400 yıllarında kurulan Petra, bütün görkemi ve güzelliği ile M.S. 106 yılına kadar yaşayan bir şehir olarak Nebati Krallığı’nın başkentti olmaya devam etti. M.S. 106 yıllarında Nebati Krallığı Roma’ya dahil oldu. Bölgenin tarihinde Müslümanlar, Hristiyanlar ve Haçlıların egemenliğine dair izlere rastlansa da Petra Antik Kenti  meydana gelen depremlerin sıklığı yüzünden M.S. 400 yıllarında terk edilmeye ve zaman içinde de unutulmaya başladı.

Petra tam anlamıyla tarih defterleri arasında kaybolmaya başlamıştı. Yüzlerce yıl boyunca kimsenin haberi olmadan orada, öylece durdu. Ancak bazı dedikodular da duyulmuyor değildi. 1812 yılında bu dedikoduları duyan meraklı bir kaşif ise şehrin peşine düştü. Johann Bruckhardt isimli kaşif şehri tekrar buldu Petra Vadisi tarihte kaybolmaktan kurtuldu.

Şehir kayaların içine oyulmuş, muazzam bir güzelliğe sahip olmasıyla dikkatleri hemen üzerine çekti. Kireç taşı oyularak yapılmış mezarlar, amfi tiyatrolar, tapınaklar, evler ve hepsi kadar güzel olan Petri girişi görenleri büyüledi. 6 Aralık 1985 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Macchu Picchu ile kardeş şehir olan Petra, 2007 yılında da Dünyanın Yeni Yedi Harikası arasına girdi.

İlginizi Çekebilir :  Ürdün Gezi Rehberi (Jordan)

Renkleri Güllerden Gelen Petra

Güneşin doğuşundan batımına kadar kayaların renkleri kırmızı, turuncu, sarı ve pembe olabiliyor. Kayaların aldığı bu renkler dolayısıyla “Rose City” olarak da bilinen şehir 100 km’lik bir alana yayılmış durumda. Şehrin girişini ise “The Siq” adlı geçit oluşturuyor. Depremler yüzünden birbirinden ayrılmış olan kumtaşı kayalarının arasında kalan bu geçit bir zamanlar kervanların Petra’ya girişi olan noktaydı.

The Siq boyunca ilerledikten sonra ise insanları El-Hazne karşılıyor. Hollywoos yapımı bazı filmlere de mekanlık etmiş olan bu müthiş yapıya bakan birinin Nebatiler’in ne denli zengin olduğunu anlamaması mümkün değil. Büyük sütunlar ve oymalardan oluşan bu giriş ziyaretçilerin ilgisini çokça çekiyor.

Şehrin en önemli bu duraklarının yanı sıra gezilecek çok fazla yeri bulunuyor. Ancak, gezmeyi düşünüyorsanız son bir tavsiyemiz de Petra by Night olsun. Haftanın belli günleri düzenlenen bu etkinlikte bir zamanlar kervanların geçiş yolu olan The Siq’de yürüdükten sonra El-Hazne önündeki müzik dinletisine katılabilirsiniz.

İlginizi Çekebilir :  Tarihe Yolculuk: Dünyanın En Güzel Tarihi Yerleri

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir