Şahane bir Haftasonu Kaçamağı: Prag

Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag, en merak ettiğim şehirlerden biriydi. İsmi bile büyülü gelirdi bana. Kafka’yı çok sevdiğimden midir, “Varolmanın dayanılmaz hafifliği” kitabından dolayı Kundera’ya hayran olmamdan mıdır bilmiyorum ama orada kendimi çok iyi hissedeceğimi düşünürdüm. Gerçekten tam da düşündüğüm gibi karşıladı beni Prag, Şubat ayı olmasına rağmen hiç üzmedi. Anılarımda çok çok güzel bir yer bırakarak tekrar gitmek istediğim nadide yerler arasına girmeyi başardı.

Ülkeyle ilgili genel bilgiler ile başlayalım. Prag; Vlatna nehrinin ikiye böldüğü Ortaçağ’dan fırlamış gibi görünen, gotik ve barok mimarisini korumuş tarihi bir şehir. Bahar ve yaz ayları için gitmenin uygun olduğu söylense de canınız ne zaman istiyorsa gidebileceğiniz bir şehir bana göre. Kıyafetlerinizi uygun seçtiğiniz takdirde her mevsim keyif alabilirsiniz Prag’tan. Para birimi Çek Korunası. Birçok yerde euro geçtiği için paranızı kron yapmasanız da rahat edersiniz. Avrupa’daki birçok başkent gibi burası da ucuz bir yer değil bizim para birimimize göre. Resmi dili Çekçe, nüfusun büyük kısmı İngilizce konuşabiliyor.

Küçük bir şehir burası, gezmesi zor değil. Benim gibi zamanınız kısıtlıysa bir tramvay haritası alıp birçok turistik yere tramvay ile gidebilirsiniz. Zamanınız bolsa ve hava güzelse yürüyerek bile gezebilirsiniz.

Prag’ın yöresel tatlarından biri ızgara ördek, Kavarna Slavia isimli merkeze oldukça yakın olan restoranda yemenizi tavsiye ederim. Burası Nazım Hikmet’in sürgün yıllarında sıkça gittiği bir mekan ve duvarında resmi var. Nazım’a bir selam verip keyifle yemeğinizi yerken, piyano çalan beyaz saçlı amca akşamınızı daha da güzelleştirecektir. Bir de Prag’ın meşhur tatlarından Trdelnik’i deneyin mutlaka, sokakta satılan bir hamur tatlısı. İçini dolduracağınız bol kalorili şeylerle enerji toplayabilirsiniz.

PRAG CASTLE (PRAG KALESİ)

Şehre tepeden bakan dünyanın en büyük antik kalesi ünvanına sahip Prag Kalesi kesinlikle görülmesi gereken yerlerden. Giriş bileti 350 koruna. İçi de bahçesi de oldukça büyük bir kale. Gezdikten sonra tepede manzaraya hakim bir noktada oturup keyif yapabilirsiniz.

St.VITUS CATHEDRAL (AZİZ VİTUS KATEDRALİ)

 

Prag Kalesi’nin içinde bulunan katedralin içi de dışı da büyüleyici. Prag’ın en büyük dini tapınağı oldukça iyi korunmuş, heybetli ve gotik bir eser. Mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri.

OLD ROYAL PALACE (ESKİ KRALİYET SARAYI)

Yine Prag Kalesi’nin içinde bulunan sarayın yapımı 9. yy’a dayanıyor. Tarihi boyunca birçok krala hizmet etmiş ve iyi korunmuş.

METRONOM ANITI

Vlatava nehrindeki köprüleri mükemmel bir manzara ile izleyebileceğiniz yaklaşık 25 metre uzunluğunda olan kocaman bir metronom bulunuyor burada. Tavsiyem buraya akşamüzeri çıkarak gün batımını ve akşamki köprü ışıklandırmalarını izleyin. Bir de yanınıza içecek bir şeyler alın, birkaç saat geçirmek isteyebilirsiniz.

FRANZ KAFKA MUSEUM

Meşhur Charles köprüsüne yakın bir mesafede bulunan bu müze eğer bir Kafka sever iseniz çok beğeneceğiniz yerlerden biri. Dekoru, labirentleri, karanlığı ve boğuculuğu ile Kafka’nın ruhunu yansıtıyor bence. Müzede Dönüşüm kitabının el yazmaları, Kafka’nın çizimleri, Milena’ya ve eski nişanlısına yazdığı mektuplar bulunuyor. Bahçesinde keyifle oturup bir şeyler okuyabileceğiniz hoş bir kafesi var.

Ayrıca Kafka müzesinden çıkınca sol tarafta dünyanın en dar sokağı bulunuyor. Girişine yayalar için bir trafik lambası koyulmuş sokakta yan yana iki kişinin geçmesi mümkün değil. Düğmeye basıp size yeşilin yanmasını beklemeniz gerekiyor.

DANCING HOUSE

Dans eden bir çifti andıran modern mimari harikası bina müze olarak kullanılıyor. 90’larda Frank Gehry ve Vlado Milunić isimli iki mimar tarafından tasarlanmış. Oldukça farklı ve görülmesi gereken yerlerden biri.

ST. NICHOLAS CHURCH

15. yy’da inşa edilmiş barok mimari örneklerinden biri olan bu kilise aynı zamanda klasik müzik konserleri için de kullanılıyor. Mozart Prag’daki ilk dinletisini burada yapmış. Zamanınız varsa ve denk gelirsiniz akşam birkaç saatinizi ayırabilirsiniz kilise konserlerine. Halkın yoğun bir ilgisi var klasik müziğe, bilet bulamadığım için girememiştim ben fakat müzik içerideki akustikle birleşince şahane bir konser olacağını düşünüyorum.

SPANISH SYNAGOGUE (İSPANYOL SİNAGOGU)

Prag’ın Yahudi bölgesinde bulunan Avrupa’nın en güzel ve en eski sinagogu ünvanına sahip. İç dizaynı oldukça etkileyici. Avrupa’da fazlasıyla kilise ve katedral gezip farklı bir dine ait tapınak görmek isterseniz ilginizi çekecektir.

İlginizi Çekebilir :  Avrupa’nın En İyi Gece Kulüpleri

OLD JEWISH CEMETARY (ESKİ YAHUDİ MEZARLIĞI)

National Geographic’in dünyada ziyaret edilecek ilk 10 mezarlık listesinin ilk sıralarında yer alıyor. İki bine yakın mezar taşı bulunuyor. Çok etkileyici ve farklı bir deneyimdi.

Mezarların olduğu kısıma girmeden ikinci dünya savaşı sırasında yaşananları konu alan bir müze görüyorsunuz. Savaşta ve sonrasında yaşamını yitiren Yahudilerin isimlerinin yazılı olduğu duvarlar var. Beni en çok etkileyen şey ise; savaş sırasında kamplarda kalan çocukların çizdikleri resimlerin sergilendiği bölümdü. Her resmin altında doğum ve ölüm tarihleri yazıyor ve gözleriniz dolmadan gezmek mümkün değil.

OLD TOWN SQUARE (ESKİ ŞEHİR MEYDANI) ve ASTRONOMICAL CLOCK

Prag görülmesi gereken yerler listesinin başında geliyor. 10. yy’dan beri eski tarihi binaları, gotik kiliseleri ve meşhur Astronomik Saat’i ile Prag’ın kalbi burada atıyor. Meydanın çevresinde birçok kafe, restoran, hediyelik eşya dükkanı ve sokak sanatçıları görebilirsiniz. Denediğim ve makarnalarını çok beğendiğim Oliva Verde isimli restoranı önerebilirim size. Astronomik saatin tam karşısında bulunuyor. Astronomik Saat, dünyada hala çalışır durumda olan nadir saat kulelerinden biri. 15. yy’da yapılmış saatte bulunan 12 saat dilimi 12 burcu temsil ediyor. Her saat başı pencereden havari figürleri ve 4 tane heykel çıkıyor. Bu heykellerden iskelet ölümü, elinde kese tutan Yahudi aç gözlülüğü, mandolin çalan figür sürekli eğlenmeyi, elinde ayna olan heykel ise kibri sembolize ediyor. Mimarın zamanımızı çalan şeyleri böyle sembolize etmeye çalıştığını düşündürdü bana. Her saat başı iskelet zili çalarak ölümü hatırlatıyor ve diğer figürler de kafalarını sallayarak hareket ediyorlar. Horozun ötmesiyle animasyon son buluyor.

JOHN LENNON WALL (LENNON DUVARI)

The Beatles grubunun efsanevi üyesi Lennon öldürüldüğünde yapılmaya başlanan bu duvara herkes bir grafiti çizmiş ve ortaya güzel bir şey çıkmış. Zamanla sevgiyi ve barışı temsil eden bir duvar haline dönüşmüş. Her gelen bir şeyler yazdığından siz gittiğinizde farklı bir duvar görebilirsiniz.

Duvarın önünde ise güzel müzik yapan birilerini görürseniz birkaç bozukluk atıp oturun ve keyfini çıkarın.

CHARLES BRIDGE

Vlatava nehri üzerinde bulunan en görkemli köprüdür. Sadece yayalara açık olan, üzerinde birçok sokak sanatçısını görebileceğiniz yürümesi çok keyifli bir köprü. Keyifle müzik yapanları dinleyebilir, sokak sanatçılarına resminizi çizdirebilir, el sanatı ürünleri satın alabilir ve bir köşeye oturup nehri izleyebilirsiniz.

Nehirdeki kuğuları ve ördekleri besleyebilirsiniz. Ayrıca köprünün bitimindeki köprü ayaklarından ücretli olarak girip, kulenin tepesine çıkarak kuş bakışı olarak şehri izleyin derim.

SEX MACHINES MUSEUM (SEKS MAKİNALARI MÜZESİ)

Avrupa’da oldukça normal olan +18 müzelerden biri burası. Üç katlı ve içinde 200’den fazla seks objesinin sergilendiği, insanın hayal gücüne hayretler ediyorsunuz. Oldukça eski zamanlardan beri seks amaçlı kullanılan yaratıcılığın sınırlarını zorlayan birçok alet sergileniyor. Kıskanç çiftler için eşlerinin başkasıyla ilişkiye girmesini önlemek için yapılan aletlerden çeşitli maskelere, kişinin rızasıyla acı vermek için tasarlanmış oyuncaklardan zevk için tasarlanmış mekanik aletlere kadar birçok şey var içeride. Ayrıca merak edenler 1920’li yıllarda İspanya’da çekilmiş dünyanın ilk pornosunu siyah beyaz olarak izleyebilirler.

KOMÜNİZM KURBANLARI ANITI

1948-1989 yılları arasında komünizmden dolayı mağdur olan insanlar için dikilmiş bu heykeller Petrin Parkı girişinde yer alıyor. En önde tam bir insan figürü şeklinde başlayan heykeller arkaya doğru gittikçe vücudun bölümleri kayboluyor.

Bence bunları yapmadan dönme;

  • Tredelnik yemeden
  • Dans eden evleri görmeden
  • Charles köprüsünden gece şehrin manzarasını izlemeden
  • Herhangi bir kuleye çıkıp kuş bakışı şehri izlemeden
  • Eski şehir meydanında oturup meydanı izlemeden dönmeyin.

Keyifli keşiflerde buluşmak dileğiyle. Bol seyahatler dilerim.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir