Semazenler Diyarı Konya

“Gel… Gel, ne olursan ol, gel! İster kafir, ister mecusi, ister putperest ol, gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!..”

Öncelikle doğru bildiğimiz bir yanlışı düzeltmekle başlamak istiyorum, eminim üstteki sözü okuduğunuzda bir çoğunuzun aklına Mevlana geldi, ancak bu söz Mevlana’ya değil Orta Asyalı ünlü sufi Ebu Said Ebu’l Hayr ‘a ait olduğu tarihçiler tarafından açıklandı. Benim bu sözle başlamamın nedeni ise bu sözün sahibi olarak bildiğimiz Mevlana’nın şehri olan Konya’dan bahsedecek olmam..

Mevlana Müzesi

Konya gezimizin ilk durağı Mevlana müzesi, öncelikle burayı ziyaret edebileceğiniz saatleri belirtmeliyim ; Yaz’ın 09.00 – 18.30 (15 Nisan-2 Ekim) , Kış’ın 09.00-16.40 (3 Ekim-14 Nisan). Girişler ücretsizdir ve tatil günlerinde açıktır.

Bugün müze olarak kullanılmakta olan Mevlâna Dergâhı’nın yeri, Selçuklu Sarayı’nın Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlâna’nın babası Sultânü’l-Ulemâ Bâhaeddin Veled’e hediye edilmiştir. Günümüzde en çok ziyaret edilen müzelerden biri olan yapıda en ilgi çeken parçalar, Mevlana Celaleddin Rumi’nin Kubbe-i Harda (Yeşil Kubbe) olarak anılan türbesi, dergâh eşyaları, değerli elyazmalarının dışında bugünkü kemanların öncüsü olarak kabul edilen sekiz telli keman, sabır taşları ve Galileo’nun asıldığı dönemde astronomi dersleri vermek için kullanılmış olan küre.

Selimiye Camii

Mevlana’yı ziyaret ettikten sonra yürüyerek  klasik Osmanlı mimarisinin Konya’daki en güzel eserlerinden biri olan Selimiye Camii’ye gidebilirsiniz. Kuzeyinde altı sütuna istinat ettirilmiş yedi kubbeli son cemaat yeri ve mermer süveli geçme basık kemerli cümle kapısı mevcuttur. Ahşap kapı kanatlarından sağdakine “Mescitti Mümin,suda balık gibidir.”İbareler mevcuttur. Son cemaat yerinin sağ ve solunda tek şerefeli iki minaresi vardır.

 

İnce Minareli Medrese (Taş ve Ahşap Eserleri Müzesi)

İnce Minareli Medrese

Konya İli, Selçuklu İlçesi’nde, Alaeddin Tepesi’nin batısındadır.

Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus Devrinde Vezir Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından, hadis ilmi öğretilmek üzere 663 H.(1264 M.) yılında inşa ettirilmiştir.

Yapının mimarı Keluk bin Abdullah’tır. Darü-l Hadis Selçuklu Devrinin avlusu kapalı medreseleri grubundadır. Tek eyvanlıdır.

Doğusunda yer alan taçapı, Selçuklu Devri taş işçiliğinin en güzel örnekleri arasındadır. Giriş kemerinin iki tarafında yer alan üçer küçük sütun ve kemer kavsarası bitkisel ve geometrik motiflerle süslüdür.

İlginizi Çekebilir :  Fransa’nın Simgesi Eyfel Kulesi Hakkında Tarihi Bilgiler

 

İnce Minareli Medrese Taç Kapısı

 

Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi

Karatay Medresesi Taç Kapısı

Konya’ya kadar gelmişken, Karatay Müzesini ziyaret etmeden gitmeyin derim.

Selçuklu Sultanı II.İzzeddin Keykâvus zamanında Emir Celâleddin Karatay tarafından 1251 yılında yaptırılmıştır. Medresenin iç mekânları mozaik ve plaka çiniler ile kaplanmıştır. .Giriş doğudan gök ve beyaz mermerden yapılmış, Selçuklu devri taş işçiliğinin şaheser bir örneği olan kapı ile sağlanmaktadır. Kapının üzerinde medresenin yapımı ile ilgili kitabeler, diğer yüzeylerine seçme âyet ve hadisler kabartma olarak işlenmiştir. Medresenin güneybatı hücresinde Celâleddin Karatay’ın türbesi mevcuttur. Anadolu Selçuklu devri çini işçiliğinde önemli yeri bulunan Karatay Medresesi 1955 yılında “Çini Eserler Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır. Müzede Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemine ait çini ve seramikler, özellikle Kubad-Âbâd Sarayı çinileri, alçı süsleri, dolaplar, çini tabaklar ve kandiller teşhir edilmektedir.

 

 

Alaaddin Tepesi

Alaeddin Tepesi ve Alaeddin Camii

Düz bir ovaya hakim olan Konya ilinin tek yüksek noktası Alaaddin Tepesi’dir. Birçok medeniyetin Alaaddin Tepesi’nde hüküm sürdüğü bilinmektedir. Alaeddin Tepesi: 1941 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yapılan kazılar sonucu tepedeki ilk yerleşimin MÖ 3000’lerde, Erken Tunç Çağında başladığı anlaşıldı. Bu dönemden sonra sırasıyla Frig, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de yerleşim yeri olarak kullanılmaya devam edildi. Günümüzde ise halk tarafından mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Bir çok yerin olduğu gibi bu tepenin de bir efsanesi var ;

Konya Selçukluların başkenti iken Sultan Alaeddin bir cami yaptırmak istedi, bunun için şehrin meclisi şehrin ortasında bir tepe meydana getirilmesinin ve bu tepenin üzerine caminin yapılmasını kararlaştırdı. Bu maksatla bir toprak vergisi kondu. Herkesin hissesine düşen toprağı çuval ve torbalarla getirmesi suretiyle meydana geldi. Camiin inşasına başlandı. Bir gün Sultan Alaeddin tepeye çıktı ve şehir halkının evlerinin damlarında yarı çıplak yattıklarını gördü. Bunun üzerine tepeye yalnız camiinin yapılmasını, sarayın ise tepenin eteklerine inşasını istedi.

Alaeddin Tepesini ve Alaeddin Camii’yi de ziyaret etmenizi öneririm. Günün sonunda Konya’nın meşhur etli ekmeğini yemeden, Konya şekeri almadan dönmeyin.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 comments

  • insan yazılarınızı okudukça her anlattıgınız yerıi gidip görmek istiyor .. siz anlatın biz okuyamalım . agzınıza sağlık 🙂

  • Uzun süre önce Konya’ya uğramıştım ama çok az vakit geçirebilmiştim yazınızı görünce neler karçırdığımı anladım ziyaret etmediğim ne kadar çok güzel yer varmış

    • Cemil Bey merhaba, öncelikle güzel düşünceleriniz için çok teşekkür ederim. Umarım bir kez daha yolunuz düşer Konya’ya ve gönlünüzce gezersiniz 🙂