Sonbahar ve bisiklet

Akdeniz’de Sonbahar

Siz hiç bir sonbahar günü, yaz sıcağı ortalığı yakıp kavururken, bisiklete binip kendinizi doğanın kucağına bıraktınız mı?

Burası Mersin. Malum Akdeniz bölgesi. Her ne kadar takvimler Eylül ayının sonlarını gösterse de, yaz tüm sıcaklığını hissettiriyor. Ancak, 21 Eylül ile beraber artık yaz değil de sonbahardan bahsetmek daha gerçekçi olacak. Ben de bu güzel mevsimde kendimi ödüllendireyim dedim ve epeydir depoda yatan bisikletimle doğaya açılıp, sonbaharın gelişini yerinde görmek istedim.

Bisiklet gezisi

Havanın hâlâ sıcak olmasından yola çıkarak, güneşe karşı gerekli korunma tedbirlerimi aldım. Bisikletimle ilgili gerekli kontrolleri ve bakımı yaptıktan sonra uzun zamandan beri ilk pedalımı çevirmeye başladım. Kalabalıkta, yoğun trafikte bisiklet kullanmanın zorluğunu ve risklerini bilmeme rağmen bir müddet maalesef bahsettiğim ortamda kullanarak yavaş yavaş şehrin dışına doğru yol almaya başladım. Şöyle etrafıma baktığımda kendimi bir garip hissettim. Neredeyse insanların tamamına yakını otomobil kullanıyorlardı. Çok az insanı yaya olarak gördüm ve neredeyse benden başka bisikletli yoktu. Bunun sebeplerini de düşünerek yoluma devam ettim. Evimden yaklaşık 4 km sonra artık ana yoldan ayrıldım. Daha az ev daha az insan görmeye başladım. Ara sıra  yoldan geçen araçlar dışında sadece ben vardım. Bir yandan gözümü yoldan ayırmadan pedal çeviriyor diğer yandan da doğada sonbahar ile oluşan değişimi gözlemlemeye çalışıyordum.

Doğa ve bisiklet

Acaba kaç insan, şehrin gürültüsünden, kalabalığından, stresinden kaçıp kendini en yakın doğanın kuçağına atabilir? Siz de denemek istemez misiniz? İlk başlarda biraz zor veya garip gibi gelebilir. Zamanla bu, insan için bir hayat tarzı haline geliyor ve yadırgamıyorsunuz. Düşünsenize; hem spor yapıyorsunuz, hem ciğerlerinize oksijen dolduruyorsunuz, hem gürültüden stresten uzaklaşıyorsunuz, hem etrafınızdaki onca güzelliği izliyor ve kameranızla kalıcı kılıyorsunuz. Aslında çok önemli bir şey yapıyorsunuz. Belki insanlar size garip garip bakabilir? Bazen anlamsız sorular da sorabilir. Bunlara takılmadan doğanın keyfini çıkarmaya bakın bence. Ben de öyle yaptım. Kendimi sadece kendimi dinledim. Doğadaki bitkileri, hayvanları, sessizliği, sakinliği dinledim. Bazen asfalt yolda, bazen toprak yolda bazen yoldan çıkarak tarlada, bahçelerin içinde kâh bisikletimle, kâh bisikletimle yanyana saatlerce doğada gezdim, gezdim, gezdim. gözüme çarpan adını, tadını bildiğim meyvelerden tattım. Bir meyveyi dalından koparıp yemenin tadı, mutluluğu, lezzeti başka şeyde yoktur. Doğadaki bu küçücük seyahatimin her anını fotoğraf makinemle ölümsüzleştiriyordum.

Kelebekler

Sanki şehirde insanlarla konuşamadığım paylaşamadığım şeyleri burada bitkilerle, hayvanlara paylaşıyordum. Sanki onlarla konuşuyor, ben onları onlar da beni anlıyorlardı.

İlginizi Çekebilir :  Hatay Gezilecek Yerler

Bu küçük doğa gezintisinde karşıma tatlı süprizler de çıkmadı değil. Birincisi; aslında pek de sürpriz sayılmaz. Doğada çok olağan bir durum. Biraz mola vermiştim. Karşımda onlarca böğürtlen meyvesi. Onların olgunlarını özenle seçerek yiyordum. Bir de ne göreyim. İki tane köpek. Uzaktan bana havlıyorlar. Yavaşça bana doğru geliyorlar. Kaçacak yerim yok. Kaçmayı aklıma dahi getirmedim. Tecrübelerime dayanarak bildiğim şekilde onlara seslenerek kendime doğru bazı işaretlerle çağırarak yanıma kadar gelmelerini sağladım. Bana alışmaları biraz zaman aldı, ama sonunda bana alıştılar. Biraz okşama ve dostluk gösterisinden sonra bisikletime atladım ve dönüş yoluna doğru ilerledim.

Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Uzaklardan camilerin minarelerinden ikindi ezanı çoktan okunmuştu bile. Artık dönüş yolundaydım. Karşıma çıkan araç ve insan sayısı artıyordu. İşte tam da bir köyden geçerken ikinci ilginç olay gerçekleşti. Çok dik bir yokuş vardı önümde. Kendi kendime “bisikletle çıkabildiğim yere kadar çıkayım. Çıkamazsam inerim” diye düşünerek pedalı yavaş yavaş çeviriyordum. İki tane 10-11 yaşlarında çocuk karşımdan geliyorlardı. İkisi birden; “Amca bisikletin önünü havaya kaldırır mısın?” dediler. Onlara gülerek cevap verdim. “Çocuklar ben akrobat değilim öyle şeyler yapamam” dedim. Tekrar, “Amca ne olursun, kaldır şu bisikletin önünü havaya” dediler. Onlara dedim ki; ben sizler gibi genç değilim, o tür tehlikeli hareketler yapamam” dedim. Israr etmelerine rağmen, onlara da söylediğim gibi öyle risklere girmeden yoluma devam ettim. Artık işlek ana yola yaklaşıyordum.

Plansız, apansız çok ani bir karar vererek yaptığım bu minik doğa turu beni çok rahatlatmıştı. Belki bisiklet sürmek insanı fizik olarak yoran bir spor olabilir. Ancak insana verdiği iç huzur yanında o yorgunluğun lafı bile olmaz. Yine bir günü doğada bu şekilde geçirdim.

Yeni keşif ve maceralarda buluşmak dileğiyle.

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 comment

  • Sonbaharda bisiklete binmek insana cidden huzur veriyor arabanın içinde bunalmış bir şekilde gitmektense bisikletle doğayla içi içe bir yolculuk yapmak rahatlatıyor keşke her insan bu gerçeği fark etse